Sinop - Yalancı Cennet

Okullar tatile girdi mi, çocuklarda gizli bir heyecan başlar: “Bu sene nereye tatile gideceğiz?” diye. O minik beyinlerde neler hayal edilmez ki? Anne babanın ise kuşkusuz istediği tek bir şey var: Tam manasıyla bir tatil yapabilmek. O kısıtlı zamanda günlük koşuşturmaları, yorgunlukları bir nebze olsun unutmak… Bu yüzden midir bilinmez bizde tatil deyince kum-deniz –tatil köyü(ya da otel) üçlüsü algılanır. Hâlbuki size bu tatilde farklı bir rota çizmek istiyorum. Bunun için sadece iki sorum olacak: Aynaya baktığınızda yaşınız ne olursa olsun, kendinizi daha genç hissediyor musunuz, ya da diğer deyişle ancak nüfus kâğıdınıza baktığınızda mı gerçek yaşınızı hatırlıyorsunuz? Ve diğeri, maceralarla dolu bir gün geçirdikten sonra yatağa yorgun girmemeyi istiyor musunuz?Öyleyse Sinop yolcusu kalmasın:)

Karadeniz’i gezemeyenler… Ah Doğu Karadeniz çok uzak diyenler… SİNOP’U GEZİN YALANCI CENNET BURASIDIR ÇÜNKÜ… Yeşilin her tonu, güneşin denizin, gökyüzünün her tonu burada… Sinop’a gelmeden önce Ayancık ilçesine geliyorsunuz. Burası eski Belçika tipi evlerin bulunduğu şirin mi şirin bir kasaba. Bir de Hakan Ünsal’ın memleketiymiş, biz ordayken maç yaptılar(ilgilenen olursa).Buranın şirinliğini, sevimliliğini görünce kalmaya karar verdik. Ayancık Öğretmenevi internet bağlantısı bile olmak üzere çok hoş, tertemiz ve güzel bir yer. Orada kaldık. Sinop her şeyiyle eşsiz… Ayancık’tan sapan bir yola daldık mı Akgöl’e ve İnaltı Mağaraları’na doğru gideceğiz. Erfelek Şelaleleri öbür sapaktan gidilen, irili ufaklı yüzlerce şelalenin bulunduğu doğa harikası bir yer(miş); fakat biz gitmeden 1 hafta önce Karadeniz’i seller basmıştı ve oraya giden yollar da sular içinde bataklık olmuş… Maalesef oraya gidemedik. Akgöl ile İnaltı Mağaraları da çok uzak değildi aslında Ayancık’a. Ama yanyola saptığımızda bir toprak yola girmişiz, bir kanyona girmişiz ki… Halbuki dediğim bu toprak yol İnaltı kanyonunun bir geçidi.Burası bir safari yeri,şaka yapmıyorum,özel jipler ayarlanıyormuş.Yol da tek şerit aslında-Allah selamet versin durumu.Ağaçlar sıklaşmaya,sular bollaşmaya başladı,yolun solunda nehir var hızlıca akan ve sağ tarafta ufak tefek şelalecikler oluşmuş,ağaçların yaprakları büyümeye “jungle” havası vermeye başlamıştı.Bizim bu macerada gülmekten gözümüzden yaşlar geliyor;çünkü beraber gittiğimiz ailenin arabasının lastiklerini yeni taktırmışlar,toprak yolda lastiklerin yeniliğinden tabii ki eser kalmadı.Bir ara gökyüzü tamamen gözükmez oldu sık ağaçlardan ve o şelalecikler yola akmaya başladı,adeta suyun içinden gittik arabalarla,o kadar enfesti ki… Uzun süren bir yoldan sonra Akgöl’e vardık…O kadar yoldan sonra karşınızda küçükçe bir göl gördüğünüzde hayal kırıklığına uğramanız olası, ama fotoğrafçılar için ideal bir yer. İnsanın henüz kirletmemiş olduğu bakir bir yer. Ağaçların rengi göle vuruyor, aslında yeşilgöl oluyor. Bulutlar aşağı inmeye başladığında anlarsınız ki vaktiniz pek kalmamıştır. Fazla oyalanmadan geri dönüp 3 km. uzaklıktaki mağaralara gidiyoruz. İnaltı mağaraları Türkiye’de Tokat’taki Ballıca mağaralarından sonra 2.büyüklükte. Fakat daha açılmamış tam olarak, yapımı ve düzenlemeleri devam ediyor. Biz gittiğimizde kapıları kapatmıştı orada çalışan bir köylü, ama ricamız üzerine açtı.İçeride o enfes manzaraya hayran olmamak imkânsızdı. O sarkıtlar, dikitler, ilginç şekiller ve doğal klima… Üstelik döndüğümüzde bu görevli abi bize çay bile hazırlamıştı, o çay nasıl da lezzetli gelmişti mağaranın serinliğinde… İnsanların içindeki temizlik, güzellik güzelleştiriyor o yeri. O gece Ayancık’ta el sanatları sergisine gittik, keten kumaşından yapılan örtüler görülecek güzellikteydi.(Özellikle bayanların ilgisini çekeceğine eminim.) Buradan her bütçeye uygun hediyeler alabilirsiniz. 3.gün: Akliman-Hamsilos-Sinop-Samsun: Sabah, yolumuzu Sinop’a doğru yönelttik. Sinop’a geldiniz mi, Akliman yöresi, Hamsilos koyu ve Türkiye’nin en kuzeyi İnceburun’a gitmeden edemezsiniz. Akliman yöresi Sinop’un çok eski zamanlardan beri kullanılan bir limanıymış, bunun kanıtını etraftaki mezarlardan bulabilirsiniz; tayfaların, kaptanların cesetleri buralara gömülmüş. Doğal güzelliği, denizin pırıl pırıl parlayan ışıltısı ise nefes kesiyor. Burada piknik yerleri de var ama biz fazla durmadık. Manzaraya hayran kalıp Hamsilos koyuna doğru uzandık. Hamsilos koyu özeldir. Ria tipi kıyıya sahiptir, hatırlarsınız lisede Haliç haliç midir diye sorulur, ria tipidir denirdi, bu da öyle. Koyun oluşmasında gerekli olan buzul aşındırması 4.jeolojik zamanda burada oluşmadığından, Hamsilos koyu Deveci deresi adlı küçük bir akarsuyun ağzında yer alan 300–400 metrelik bir deniz girintisi olmuş. Burada tüpünüzü kurup çay içmek, hafif bir müzik koyup dinlemek… Önceden muhakkak internetten bilgi toplayın demem boşa değil, ben de bu bilgileri dizüstü bilgisayarıma önceden kaydetmiştim, neyin ne olduğunu yerinde öğrenince bilgiler kuru bilgi olmaktan çıkıyor. Bir rivayete göre bu gizli cennet 1. Dünya Savaşı’nda Rus gemilerinin sığınma yeri olmuş, aylarca kimseler tarafından fark edilmemiş. Maalesef böylesi eşsiz bir yer Türkiye’de bir tane var ve tanıtımı yok denecek kadar az…(belki de böylesi daha iyi, biz doğal yerleri doğal olarak korumayı beceremiyoruz).Hele İnceburun felaket! Düşünün Türkiye’nin en kuzeyine ayak basacaksınız ama oraya giden yol yoldan başka her şeye benziyor, çakıl taşları arabayı mahvetmiş bir şekilde,4–5 km.lik yolu 30 dk. da ancak gidebiliyorsunuz belki. İnceburun’un maalesef resim çekecek öyle özel bir manzarası da yoktu, inşaat çalışmaları vardı. Eğer Türkiye’nin ille de en uç noktasına ayağımı koyacağım demiyorsanız bu zahmetli yolu boşuna çekmeyin. Sinop Diyojen’in doğum yeri, tanınmış onlarca insanın sürgün şehri. Sinop’taki hedefimiz hapishanesini ve kalesini gezmekti. Sinop cezaevi birçok insanın sırlarına tanık olmuş, Edip Akbayram “Aldırma Gönül” şarkısını burada yazmış… Ama birden bastıran yağmur planlarımızı boşa çıkardı, mecburen yola çıktık Samsun’a doğru… AMA SİZ DAHA ŞANSLI ÇIKARSANIZ, ERFELEK ŞELALELERİNİ VE SİNOP’U BENİM İÇİN GEZİN OLUR MU?Benden selam götürün bu yalancı cennete…

 

Travel Forum